
Balıklıgöl Efsanesi
Balıklıgöl, Şanlıurfa'nın tam merkezinde, kalenin eteğinde yer alan kutsal sayılan bir göldür. Asıl adı Halil-ür Rahman Gölü'dür; hemen yanındaki Ayn-ı Zeliha Gölü ile birlikte anılır. Şehrin en çok ziyaret edilen noktası burasıdır ve gölü gölden çok, içindeki balıklar ünlü yapar: yöre halkı onlara kutsal gözüyle bakar, tutulmaz ve yenmez.
Gölün adı da, balıkların dokunulmazlığı da aşağıdaki efsaneye dayanır. Önce efsaneyi anlatalım; sonra efsanenin gölle bağını ve gitmek isteyenler için bilinmesi gerekenleri ekleyeceğiz.
Balıklıgöl efsanesi
Bir zamanlar zalim bir hükümdar yaşarmış. Yaptığı bu zalimliklerle kendinden geçen Nemrut gün gelmiş kendisini Tanrı zannetmeye başlamış ve büyük tapınaklar yaptırıp içine de kendi heykellerini koydurmuş. Halkına da baskı yaparak kendisine Tanrı diye tapmalarını istemiş.
Bir gece Zalim Nemrut uykusunda korkunç bir kabus görmüş. Kan ter içinde fırlamış yatağından. Hemen sarayın bütün kahinlerini ve büyücülerini çağırtmış ve rüyasını anlatmış onlara. Nemrut’un rüyasını dinleyen kahinlerin ileri gelenleri şöyle yorumlamış Nemrut’un rüyasını: “Efendim, krallığınızda dünyaya gelecek bir çocuk sizin tahtınızı ve saltanatınızı yıkacak, ülkeniz üzerindeki hakimiyetinize son verecek.”
Sarayındaki danışmanlarına çok güvenen Nemrut korku içinde kaskatı kesilmiş. Panik halinde nasıl önlemler alabileceklerini sormuş onlara. Sarayın baş kahini atılmış öne hemen; “Değerli efendim” demiş, “Eğer bu sene krallığınızda doğacak bütün erkek çocuklarını öldürtürseniz, erkekler ve kadınların da bu yıl boyunca birbirlerine yakınlaşmalarını yasaklarsanız ve aksine yapan herkesi asarsanız bu sorunu da çözersiniz” .
Nemrut kahinlerin önerisiyle doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesi emrini vermiş. Ülkesinde yaşayan her on aileye bir gözlemci düşecek şekilde kuralların uygulanıp uygulanmadığını izlemeye başlamış. Sadece başdanışmanı Azer’e çok güvendiği için onun ve ailesinin başına gözlemci koymaya gerek duymamış.
Böylece şehirde bir yıl sürecek dehşet ve zulüm dönemi başlamış. Nemrut bu bir yıl süresince on binlerce çocuğu öldürtmüş, aileleri darmadağın etmiş. Bütün ülke Nemrut’un bu büyük zulmü altında inim inim inliyormuş. Bir yılın sonunda Nemrut yine bütün danışmanlarını etrafına toplamış. Müneccimleri ona demişler ki “Hükümdarım maalesef aldığımız tedbirler yeterli olmadı. Sizi ve tahtınızı yok edecek çocuk yarın gece ana rahmine düşecek.”
Nemrut kâhinlerinin bu sözleri üzerine daha da büyük bir paniğe kapılmış. Ve hemen şehirdeki bütün erkeklerin toparlanıp şehir dışına çıkarılmasını ve iki gün boyunca da şehre girmelerinin yasaklanmalarını emretmiş. Nemrut şehri dolaşırken aniden krallık mührünü sarayında unuttuğunu farketmiş. Hemen en güvenilir adamı Azer’i göndermiş saraya mührünü alıp kendisine getirmesi için. Azer, saraya gidip mührü almış. Geri dönerken aklına karısı gelmiş. Evine varınca nefsine hakim olamamış ve karısıyla birlikte olmuş. Ve böylece Zalim Nemrut’u yok edecek olan Hz.İbrahim ana rahmine düşmüş.
Kahinler sabaha doğru Nemrut’a onu korkudan tir tir titreten haberi vermişler. “Efendimiz maalesef aldığımız tüm önlemlere rağmen o çocuk bu gece ana rahmine düştü” Nemrut sinirden küplere binmiş ve ülkesinde bu yıl doğacak bütün erkek çocuklarının öldürülmesin emretmiş. O gece Azer’den hamile kalan karısı bu durumu kocasından saklıyor, kendisini şişmanlamış gösteriyormuş. Doğum vakti yaklaşınca da bugünkü Urfa Kalesinin kuzeyinde bulunan küçük bir mağaraya gitmiş ve tek başına doğurmuş çocuğunu.
Çocuğunun öldürüleceği korkusuyla onu iyice sarıp sarmalayıp mağaranın en dibine gizlemiş. Her gün bir defa onu emzirmeye geliyormuş mağaraya. Gelemediği günlerde açlıktan ve soğuktan oğlunun ölmüş olabileceğini düşünüp ağlıyormuş ama her seferinde telaşla gittiği mağarada küçük çocuğu sağ salim görünce mutluluktan uçuyormuş. Mağarayı kendilerine korunak olarak kullanan ceylanlar bu küçük çocuğu kendi sütleriyle besliyorlarmış.
Aradan 15 ay geçmiş ama Hz.İbrahim 15 yaşında bir delikanlı gibi görünüyormuş Günlerden bir gün kralın askerleri şehrin hemen yamacındaki dağa avlanmaya çıkmışlar. Dağda dolaşırken ceylanların arasındaki İbrahim’i görmüşler. Hemen yakalayıp saraya getirmişler. Nemrut, ceylan sütüyle beslenmiş 15 yaşındaki genç, gürbüz ve güzel bir delikanlı olan İbrahim’i hemen yanına almaya karar vermiş. Böylece genç İbrahim sarayda yaşamaya başlamış ve burada Nemrut’un bir diğer evlatlığı genç Zeliha ile tanışıp dost olmuş. İbrahim sarayda geçirdiği günlerde kendisini evlatlık alan Nemrut’un halka yaptığı zulümlerden ve putlara tapınmasından dolayı kızmaya başlamış. Bir gün bu düşüncelerini arkadaşı Zeliha ile paylaşmış ve ona taştan yapılmış bu putlara tapınmanın anlamsızlığını anlatmış.
İbrahim bir gün tapınağın boş olduğu bir saatte eline bir balta almış ve tapınaktaki bütün putları tek tek kırmaya başlamış. Hepsini kırdıktan sonra elindeki baltayı da tapınağın baş köşesine yerleştirmiş ve Nemrut’a benzeyen en büyük heykelin omzuna asmış. Nemrut olanları duyunca sinirden çılgına dönmüş ve derhal bunu yapanın bulunmasını emretmiş.
Kısa bir araştırmanın ardından İbrahim Nemrut’un huzuruna çıkarılmış.Nemrut “Sen mi yaptın” diye sorunca, son derece sakin bir şekilde cevap vermiş “Hepinizin gördüğü gibi balta en büyük heykelin omzunda duruyor. Yapsa yapsa o yapmıştır.” Demiş. Nemrut Hz.İbrahim’in bu cevabı üzerine daha da sinirlenmiş, “Olur mu böyle saçmalık. O cansız bir taş parçası. Nasıl eline bir balta alıp da böyle bir şey yapabilir ki?” Hz. İbrahim de gülümseyerek cevap vermiş Nemrut’a .”İşte benim de anlatmak istediğim buydu. Siz kendi elinizle yaptığınız bu taş parçalarına nasıl olur da taparsınız ve onlardan adalet, huzur, bereket beklersiniz? Bu taşlar gerçekten Tanrı olsalardı kendilerini koruyabilirlerdi”
Bu cevaba çok sinirlenen Nemrut hemen İbrahim’in yakalanıp ateşe atılmasını emretmiş.
Nemrut, kalenin kuzeyinde kalan dağın tepesindeki iki büyük sütunu mancınık olarak kullanıp, Hz.İbrahim’i buradan ateşe atmaya karar vermiş. Tam bu esnada Allah: “Ey ateş, serinlik ve esenlik ol” diye buyurmuş. Hz. İbrahim ateşin üzerine düşer düşmez ateşin yerinde berrak küçük bir göl oluşuvermiş. Allah’ın emri ile hazırlanan o devasa ateş bir göle; ateş için toplanan odunlar da balıklara dönüşmüşler. Odunlar biraz yanmış oldukları için balıkların sırtında kara lekeler oluşmuş. Varlığına inandığı ve sürekli onu aradığı için Allah, Hz.İbrahim’e “Halilim” yani dostum demiş. Bu göle de bu yüzden “Halilurrahman Gölü” denmiş.
Nemrut bütün bu olanlar karışsında daha da sinirlenmiş. Ve Allah’ı inkara devam etmiş. Allah da ona bir kanadı sakat sivrisinek göndermiş. Bu sivrisinek bir gece Nemrut yatarken kulağından içeri girmiş ve beynine kadar gitmiş. Günler geçmiş ve Nemrut bu sinekten dolayı kafasında büyük ağrılar hissetmeye başlamış. Ülkesindeki bütün büyücüleri ve hekimleri derdine derman bulsunlar diye çağırtmış. Ancak hiçbiri Nemrut’a yardım edememiş. Nemrut, ağrıları biraz olsun azaltabilmek için kendi hazırlattığı özel tahta bir tokmakla kafasına vuruyormuş her gün. Ağrı arttıkça tokmakla vuruşlarının şiddetini de arttırmış. Sonunda tokmağın acısına dayanamamış ve kafası parçalanarak can vermiş.
Efsanenin gölle bağı
Efsanenin gölle buluştuğu yer şurası: Hz. İbrahim ateşe atıldığı anda ateşin suya, yanan odunların ise balığa dönüştüğüne inanılır. Bugün gölde yüzen sazanların sırtındaki koyu lekeler, halk anlatısında o ateşin izi olarak açıklanır.
İkinci göl olan Ayn-ı Zeliha'nın ise, Hz. İbrahim'i kaybedeceğini düşünen Zeliha'nın gözyaşlarından oluştuğu rivayet edilir. İki göl yan yanadır ve birlikte gezilir.
Balıkların kutsal sayılması bu inanışın devamıdır: onlara dokunanın başına bir iş geleceğine inanılır. Bu yüzden gölde balık tutulmaz, yenmez; ziyaretçiler yalnızca yem atar.
Gitmek isteyenler için
Nerede?
Şanlıurfa şehir merkezinde, Urfa Kalesi'nin eteğinde. Merkezde kaldıysanız yürüyerek ulaşılır; şehre dışarıdan geliyorsanız herkes tarif eder, Urfa'nın en bilinen noktasıdır.
Çevresinde ne var?
- Halil-ür Rahman Camii; gölün hemen kıyısında. Eyyubi hükümdarı Melik Eşref tarafından 1211 yılında yaptırılmıştır; gölün manzarasını tamamlayan yapı budur.
- Ayn-ı Zeliha Gölü; birkaç adım ötede, daha sakin ve gölgeli. Çay içilecek yer arıyorsanız burası.
- Urfa Kalesi; gölün üzerinde yükselir; iki sütunuyla tanınır. Yukarıdan Balıklıgöl'ün en iyi fotoğrafı çekilir.
- Dergâh alanı; göl, camiler ve ziyaret yerlerinden oluşan bütünün adıdır; hepsi yürüme mesafesinde.
Ne zaman gitmeli?
İlkbahar (nisan–mayıs) ve sonbahar (ekim). Şanlıurfa yazın çok sıcaktır; temmuz–ağustosta gündüz gezmek zordur, bu aylarda sabah erken ya da akşamüstü tercih edilmelidir. Göl akşam aydınlatmasıyla ayrı güzeldir.
Dikkat edilecekler
- Burası aynı zamanda bir ibadet ve ziyaret alanıdır; kıyafet ve ses konusunda özen beklenir. Camiye girecekseniz uygun giyinin.
- Balıklara dokunulmaz, tutulmaz. Yem satan yerlerden yem alıp atmak serbesttir ve zaten âdet budur.
- Göl çevresi ücretsizdir; ücretli olan yalnızca kaleye çıkış ve bazı müzelerdir.
Şanlıurfa'ya geldiyseniz Balıklıgöl'ü tek başına değil, şehrin bütünüyle birlikte gezmek daha anlamlı olur; Güneydoğu bölümümüzde hangi durakların birlikte gezilebileceğine bakabilirsiniz.
Kaynaklar
- Turkish Museums - Şanlıurfa ve Balıklıgöl Efsanesi
- Hürriyet Seyahat - Asırlardır dilden dile aktarılan Balıklıgöl efsanesi
Bağlantılar 28 Temmuz 2026 tarihinde denetlendi. Efsane metni halk anlatısıdır; tarihsel bir kayıt değil, kültürel bir aktarımdır. Çalışmayan bir bağlantı görürseniz bize bildirin.
Bu yazıda geçen yerler
Şehir rehberlerimiz ve o şehirden geçen yol rotalarımız.
İlgili Yazılar

Tuz Gölü Efsanesi – Tuz Gölü Nerede?
Tuz Gölü, İç Anadolu’nun bembeyaz görüntüsüyle benzersiz bir yeridir. Yok olmakta olduğunu ve her yıl ciddi derecede küçüldüğünü daha önce bahsetmiştik. Hala imkanınız varsa Tuz Gölü üzerinde beyaz bulutlarla bezeli bu muhteşem doğanın hediyesini kaçırmayın. Türkiye sınırları içerisinde başka bir yerde böyle bir atmosferi yaşamanız mümkün değil. Peki bu kadar güzel olan Tuz Gölü’nün efsanesi […]

Kahramanmaraş Ali Göl Efsanesi
Kahramanmaraş Elbistan taraflarında geçen efsanesi yöre halkı tarafından bilinir. Fakat efsane hakkında bir kaç tane farklı yorum vardır. Biz burada her iki Ali Göl Efsanesi hakkında bilinen orjinal metni burada paylaşıyoruz. Yorum kısmından sizde efsane hakkında birşeyler biliyorsanız bizlerle paylaşabilirsiniz. Nurhak dağlarının tepesindeki krater gölü, yörede oli Gol olarak anılır. Göle “ALİ” adını veren yöre […]
